Kayıtlar

#İçselYolculuk etiketine sahip yayınlar gösteriliyor
Resim
KOZYATAĞI: YAZ AKŞAMI GİBİ BİR SEMT İstanbul un en sevdiğin semti neresi diye sordular bana. Üç gündür düşünüyorum. On beş yıl dolu dolu her şeyiyle yaşadığım şehrin en sevdiğim yeri neresi diye. Aklıma gerçekten üzerinen satılar dolusu yazı yazabileceğim bir semt gelmiyor. Orada yaşadığım süre boyunca, gün gün koca şehrin nasıl da kötüye gidişini anlatmak geliyor. Çok doluyum ve kırgınım aslında İstanbul a karşı. Bu şehre çalışmaya gelen tayfayız biz. Sonra da hayatımızı bu şehirde kurduk. Yani elimiz ekmek tutarken İstiklal Caddesi’nde hesaplıca para harcamalarımız oldu, Bon Jovi yi İnönü Stadı nda ağırlamışlığımız da var. Turist gibi gezdik bir çok yerini, yerlisi gibi de sokak sokak biliriz Gaziosmanpaşa’sını, Bağcılar’ını, Eyüb’ünü, Beylikdüzü’sünü, Kadıköy’ünü… Bekarlığı da tattık, her Cuma akşamı İmam Adnan’ın, Nevizade’nin değişik sokaklarında. Çocuksuz evliliği de tattık, turist gibi Şile’sine giderek. Tek çocuklu aile hayatını da tattık, zamanında elit denebilecek semtlerinde...
Resim
      ROB GONSALVES'TEN BİR KAREYE DAİR      … Kendiniz için bir mum yakın, önünüze koyun ve izlemeye başlayın. Hayır bir terapi seansı falan değil yaptığımız. Sadece biraz farkındalık yaratmak amacındayım.        Uzun süre o muma bakınca hiç ısındığınızı hissettiniz mi?      Küçük bir mumu yakıp mutfak masasına oturdu Leyla. Dirseklerini masaya dayayıp gözlerini mumun alevine dikti. O küçücük alev bir süre sonra gözüne kocaman bir kamp ateşi gibi gözükmeye başladı. İlginçtir ki, yüzüne vuran sıcaklığı hissetti. Hatta sırtına vuran ayazın da onu üşüttüğünü farketti. Evinin mutfağında değil de bir ormanın tam ortasında kocaman ağaçların arasında büyük bir ateş yakmış da önünde oturuyormuş gibiydi.      Hayatınız bir çok hediyelerle size sürprizler yapıyor, farkında mısınız? Bazılarını hemen görüyorsunuz ama bazılarını da birilerinin sizin gözünüze sokması gerekiyor ki göresiniz. Herkesin hayat dinamiği de far...
Resim
YEŞİL EŞEK        … Az önce isteksizlikten dönüp baktığım çalılıkların arasından geldiğine emin olduğum sese doğru gitmek için yolun kenarında oturduğum yerden kalktım. Benim kalktığımı gören çağla bademi rengindeki eşek tedirgin oldu sanki. Bir adım geri çekilerek ağzının kenarında bir tutam otla donmuş gibi bana baktı. O güzelliğe bakmaktan beni alıkoyan sesin nereden geldiğini o kadar merak ediyordum ki artık, yanından ayrılacağım için ondan özür dilercesine baktım eşeğe. O güzel, koca gözlü hayvan, anlamış olacak ki, ağzının kenarındaki mor renkteki bir tutam otun tamamını çok havalı bir hareketle tamamen ağzının içine alıp kafasını yediği otlara umarsızca gömdü yeniden. Dile gelse, kesin “Amma takıldın sen de şu sese gereksiz yere!” diyecekmiş gibiydi. Gözlerimi eşekten ayırmama sebep olan yine o “Hişt” sesi oldu. Bu sefer daha da derinlerden geliyordu. Sanki çalıların arasında kocaman bir kuyu var ve o kuyunun içinden yankılanıyordu.      Gökten ...